Rusya Federasyonu hakkında bilgiler

St. Petersburg ve Civarı

Rusya’nın ikinci büyük ve önemli şehri St. Petersburg, XVIII.-XX.yy.ların başında başkentti. Ünlü Rus Çarı I. Petro (Büyük Petro) tarafından kuruldu ve İmparator’un bile önünde eğildiği Aziz Peter’in (Cennete açılan kapının anahtarını koruyan havari) anısına St. Petersburg adı verildi. Dünyanın bu en büyük kentine, Kuzey Venedik, Kuzey Palmira, Beyaz Gecelerin Şehri, Petropol, Petrograd da denir. 1924’den 1991’e kadar “Leningrad” adıyla Komünist Lider Lenin’in ismini taşıdı. Rusların büyük bir çoğunluğu şehre yalnızca Piter derler.

Rus şehirleri içinde en Avrupai olan St. Petersburg, 2003’de 300 yaşını doldurdu.  Ünlü Rus Çarı I. Petro (Büyük Petro) tarafından kuruldu ve İmparator’un bile önünde eğildiği Aziz Peter’in (Cennete açılan kapının anahtarını saklayan havari)anısına St. Petersburg adı verildi.

Çar Petro, Rus tarihinin kilit isimlerinden biridir. O gerçek bir reformcu, büyük bir irade ve enerjiye sahip akıllı, gerektiğinde sert ve katı yürekli olan bir şahsiyettir. O, gerek bir gemide olan her şeyi kullanabiliyordu, demircilikten anlıyordu, tersaneler inşa ediyordu, devleti yönetiyordu… Ataerkil Moskova Rusyası’nı Rus Avrupası haline getirmeyi başardı.

Kendi getirdiği yenilikleri sert ve kati bir şekilde uyguladı. Boyarları cezayla korkutarak sakallarını kesmeye ve Avrupai kıyafetler giymeye zorladı, her yerde yeni yıl ağaçlarının süslenmesini emretti, kahve kullanımını devletin ihtiyaçları derecesine çıkarttı.

I. Petro, St. Petersburg’un armasında görülen çaprazlama duran iki çapa için “Onlar cennetin anahtarları” demiştir. İlk zamanlarda yeni şehrini böyle adlandırmak istiyordu.

St. Petersburg yapılanmaya Aziz Petro ve Pavel Kalesi ile başladı. 16 Mayıs 1703’de kalenin temeli atıldı ve bu tarih şehrin kuruluş nü ilan edildi. I. Petro kale için çok uygun bir yer seçmişti. Kale, Neva Nehri’nin kolları arasında kalan küçük bir adanın (750x360 m²) üstüne kuruluyordu. Adanın adı, Fin dilinde “Tavşan Adası”, İsveç dilinde ise “Neşeli Topraklar” anlamına geliyordu. Bundan böyle Baltık Denizi’nden Rus topraklarının içlerine giden yol ve şehir, kale tabyalarıyla iyice korunmuş olacaktı. 1736 yılından nümüze kadar gelen bir gelenek vardır: Öğlen vakti saat tam 12.00’de Petro ve Pavel Kalesi’nden top atılır. Petersburglular da bu sesi duyduklarında saatlerine bakar, ileri ya da geri ise on ikiye ayarlarlar. Kısa bir süre içinde şehir, Rusya’nın başkenti ilan edildi. İsveçlilerle savaşarak kuzeydeki toprakları geri alıp Neva Nehri ve Baltık Denizi kıyılarına çıkan I. Petro, Rus Şair Aleksandr Puşkin’in deyimiyle “Avrupa’ya bir pencere açıp” bu yeni şehrin Amsterdam modeline göre inşa edilmesine karar verdi. Eskiden Amiral Gemisi Tersanesi’nin bulunduğu Neva Nehri’ndeki adalardan biri hala Yeni Hollanda adıyla anılmaktadır. Rusya’nın her köşesinden toplanan binlerce köylü ve zanaatçı, Neva Nehri’nin ağzındaki çamurlu ve bataklıklarla dolu topraklara getirildi. Şehrin ve kalenin inşasında sadece 10 yıl içinde 100 bin işçi hayatını kaybetti. Onlarca kanal açıldı, köprüler, bentler yapıldı. İtalya, Fransa, Hollanda, Almanya gibi çeşitli Avrupa ülkelerinden en iyi mimarlar, heykeltıraşlar, mühendisler, ressamlar çağırıldı. Böylece, kuzeydeki Rus başkenti emsalsiz Petersburg tarzıyla kendine has bir görünüm kazanmış oldu.

St. Petersburg, dünyanın en zel şehirlerden biridir. 1918’den sonra Moskova’nın başkent ilan edilmesiyle Piter, ikinci başkent statüsünde kaldı. St. Petersburg’un nüfusu 5 milyonun üstündedir. Gerçek bir müze şehrinde yaşayan Petersburglular haklı olarak “Rusya’nın en kültürlü insanları” sayılmaktadır.

Venedik gibi St. Petersburg da irili ufaklı adalar üstüne kurulmuştur. Bu adaların sayısı, şehir hayatına engel teşkil eden Neva Nehri kollarını toprakla dolduran şehir mimarlarının müdahalesi yüzünden giderek azalmıştır. (XIX. yy.da sayıları 150’yi bulan adalar, yüz yıl önce 101’e, nümüzde de 42’ye düşmüştür).

Şehir sınırları içinde 93 nehir, bu nehirlerin kolları, kanallar, dereler, 100’ün üstünde göl ve gölet vardır. Şehrin sularla iç içe olma durumu, St. Petersburg için daima bir endişe kaynağı olmuştur. Finlandiya Körfezi’nden gelen şiddetli rüzgârlar, Neva sularını karaya doğru çevirerek etrafta bulunan semtleri su altında bırakmaktadır. Kısmen daha küçük boyutlarda olan taşmaları saymazsak tehlike arz eden su baskınlarının sayısı 65’i bulmuştur. Çok sayıda insanın telef olduğu en feci su baskınları 1777, 1824 ve 1924 yıllarında meydana gelmiştir. 1955 yılında Neva suları yine şehri basmıştır ama şans eseri kimsenin canına bir zarar gelmemiştir. İşte tam bu sırada çlü bir hidro dizayn mühendislik projesi ortaya çıkmıştır. Bu projeye göre, St. Petersburg’u sulardan koruyacak devasa su bentleri inşa edilecekti. Şimdilik projenin sadece bir kısmı gerçekleştirilebildi ama bu kadarı bile su baskınlarının cünü azaltmaya yetmiştir.

St. Petersburg’un simgesi nedir? Bu konuda farklı düşünceler vardır. Şehrin kurucusu I. Petro’nun Senato Meydanı’ndaki anıtı Bakır Atlı, 1812–1814 yılları arasında vuku bulan savaş sonucunda Napolyon Bonapart’a karşı kazanılan zafer şerefine dikilen Saray Meydanı’ndaki Aleksandr Sütunu, önünde altından yapılmış bir gemi maketi duran Donanma Binası’nın kulesinin “külahı”, Vasilyevski Adası’nın “Strelka sı” (yöre halkı tarafından “Strelka” olarak adlandırılan yer, adanın doğusundaki en uç noktadır) yanındaki dikili taşlar, Petro ve Pavel Kalesi’nin ince külahı ve meşhur “Marinski” balesi, vb tarihi önem taşıyan eserlerin her biri şehrin simgesi sayılır. 

Neva Köprüsü’nün kanatlarının ayrılmış hali ile beyaz geceler, şehrin kartviziti sayılır. Mayıs sonu ile Haziran başı arasında yolu St. Petersburg’a düşen herkes, bu gece şehrinin neş ufukların ardına çekilirken sunduğu muazzam manzarayı hayranlıkla seyreder, taşlı rıhtım yollarında dolaşır.

Şehirde 342 tane köprü vardır, bunlardan 21’inin kanadı geceleri ayrılmaktadır. En uzun köprü, 905,7 m uzunluğundaki Aleksandr Nevski Köprüsü’dir, en genişi ise Moyka Nehri üzerinden geçen Sini Köprüsü’dür (97,3 m.). Neva üzerindeki en zel köprülerden biri, 1903 yılında kullanıma açılan Troitski Köprüsü’dür. Bu köprü, Paris’teki meşhur Eyfel Kulesi proje müellifi olan Fransız Mühendis Eiffel’in projesine göre yapılmıştır. Altın kanatlı grifon firleriyle süslenmiş Bankovski Köprüsü’nün zarif zincirlerine, Aniçkov Köprüsü üzerindeki Heykeltıraş Peter Klodt’un atlı heykellerine hayran olmamak elde değildir…

İkinci Dünya Savaşı zamanında kuşatma altında kalan Leningrad, tarihinin en zor 900 nünü geçirmiştir. 1941–1942 yıllarının korkunç derecede soğuk olan ve açlık içinde geçen kışları ve bombardımanlar şehirde yaşayan 640 bin kişinin hayatına mal olmuştur. Bütün bunların anısına Piskarev ve Serafimov Mezarlıkları’nda dokunaklı anıtlar dikilmiştir.

Kuşatma altında kalan Leningradlılar, o dönemleri şöyle anlatırlar: “Bakır Atlı’yı düşman kurşunlarından koruyan kumla dolu çuvalları alırken birisi, I. Petro’nun göğsüne tebeşirle bir madalya çizdi. ‘Leningrad savunması için.’”

Şehrin en önemli anayolu 4,5 km. uzunluğundaki Neva Caddesi’dir. Petersburg sakinlerinin çoğu için bu caddede gezmek, insanın hayatına hayat katan bir gelenektir. Burada dolaşan insanlar sürekli zarif, modern ve şıktır.

Ermitaj dünyanın en büyük müzeleri arasındadır. Şehrin diğer zellikleri arasında Rus Müzesi, devasa bir yapı olan İsak Katedrali (101,5 m. yüksekliğinde), ince işlemeli parmaklıklarıyla Yazlık Bahçe, Rus hükümdarların defnedildiği Petro ve Pavel Kalesi bulunmaktadır.    

Şehirde ilginç müzeler de bulunmaktadır. Kunstkammer’de (Almanca’dan çevrildiğinde “nadir bulunan şeyler odası” anlamına gelmektedir) Petro yıllarından kalan ispirto içinde saklanan sakat bir bebek vardır. Çar şöyle demiş: “İnsanlar bunlara bakıp öğrensinler istiyorum.” İlk yıllarda müzeyi ziyarete gelen kişilerden ücret talep edilmiyordu hatta tam tersine hazineden bilhassa ziyaretçiler için ayrılan para veriliyordu.

Kışlık Saray’ın karşısındaki limanda geçen yüzyıldan kalma gerçek bir kruvazör durmaktadır. 1917 yılının Kasım ayında “Aurora” adlı yeni bir silahtan atılan kuru sıkı mermi, Lenin önderliğindeki komünistlerin iktidara gelişinin habercisiydi. Antarktika ve Arktika Müzeleri’nin yanında yer alan Tahıl Müzesi’nde 14 bini aşkın numune vardır.

Rus edebiyatıyla ilgilenenler, St. Petersburg’un Puşkin’in ve Dostoyevski’nin memleketi olduğunu muhakkak bilirler. Nobel edebiyat ödülü alan Joseph Brodski şiir yolundaki ilk adımlarını burada atmaya başlamıştır. Bestekâr Rahmaninov, Prokofyev ve Şostakoviç de Petersburgludur.

Paris ve Berlin’in banliyölerini aratmayan St. Petersburg banliyösü muhteşemdir ve aynı zamanda romantiktir. Her yıl Mayıs ayının sonunda yapılan Peterhof Fıskiyeleri Şenlikleri’ne katılmaya çalışın, iki yanı ağaçlarla kaplı Gatçina, Pavlovsk, Oranienbaum patikalarında gezin. Çarlık Köyü’ndeki gösterişli Yekaterinburg Sarayı’nın salonlarından birinde savaş yıllarında faşistler tarafından çalınan eşsiz Kehribar Odası’nın hüzünlü hikâyesini dinleyeceksiniz ve odanın ne kadar titiz bir şekilde yeniden kurulduğunu göreceksiniz.

St. Petersburg’un Moskova’dan farkı, sakin ve telaşsız bir şehir olmasıdır. Maalesef, burada neşli nlerin sayısı kapalı ve yağmurlu nlere nazaran oldukça azdır ama buna rağmen şehirlerini taparcasına seven Petersburglular, bu havayı büyüleyici bulurlar. Onları anlamamak mümkün değil çünkü St. Petersburg’da âşık olmamak çok zor.

1. Petro ve Pavel Kalesi, St. Petersburg’un simgesi olmakla birlikte şehrin ilk yapısı olma özelliğini de taşımaktadır. Kalenin temel atma nü olan 16 Mayıs 1703 yılı, St. Petersburg’un doğum nü sayılmaktadır. Kaleye ait ilk duvarlar ve tabyalar ağaç ve topraktan yapılmış, 1706 yılında kerpiçle inşasına başlanmış, (Mimar Domenico Trezzini) 1740 yılına doğru da tamamlanmıştır. İç avlunun ortasında, altın kule külahının üstünde uçan bir melek firü bulunan çok katlı Çan Kulesi’yle Petro ve Pavel Katedrali yükselir. Toplam yüksekliği 122.5 m. olan Çan Kulesi, şehrin en yüksek mimari yapısıdır. Zafer kapısı görünümündeki oymalı altın kaplama ikonostas, 1722–1726 yıllarında Moskova baroku üslubunda yapılmış olup muhteşem bir zelliğe sahiptir. I. Petro’dan itibaren Romanov soyundan gelen Rus Çarları’nın neredeyse tamamı bu katedralde gömülüdür. Kale topraklarında ayrıca St. Petersburg tarihini anlatan bir müze yapılmıştır. 

2. Vasilyevski Adası’nın Strelka’sı, adanın Büyük ve Küçük Neva’yı ayıran doğudaki en uç noktasıdır. Uzun bir zaman ana ticaret limanı olarak kullanılmıştır. Rostral Sütunları ve granit taş döşeli rıhtımı içine alan mimari ahengi Mimar Toma de Tomon sağlamıştır. Eski Yunan ve Roma tapınaklarını andıran dekoru ve kompozisyonuyla Birja, Vasilyevski Adası’nın Strelkası’nın başlıca noktasıdır. Bina, Rus Donanması ve ticaretinin gelişimini canlı bir şekilde tasvir eden heykel gruplarıyla süslenmiştir. 1940 yılından beri burada Merkez Askeri Deniz Müzesi vardır.

3. Bakır Atlı, St Petersburg’un kurucusu I. Petro’nun atlı heykelidir. Heykeltıraşı Eten Moris Falcone’dir. I. Petro’nun tahta çıkışının yüzüncü yılı şerefine 7 Ağustos 1782 yılında açılmıştır. Kayanın tepesine tırmanmak üzere şahlanmış bu bakır at heykeli, dünyadaki atlı heykellerin en zellerinden biridir. 1833 yılında Rus şair Aleksandr Puşkin “Medniy Vsadnik” (Bakır Atlı) adlı bir poem yazmıştır. Bu poemde heykel “canlanır” ve kahramanın “peşine takılır”. O zamandan beri Petro anıtına “Bakır Atlı” adı verilmiştir. Bu anıt da tıpkı Ermitaj, İsak Katedrali ya da Donanma Binası’nın külahı gibi St. Petersburg’un bir simgesidir.

4. Mitinglerin ve merasim törenlerinin yapıldığı Saray Meydanı, St. Petersburg’un merkezi meydanıdır. Meydan’ın mimari ahengi, Genel Kurmay Binası, Gvardeyski Binası, Kışlık Saray ve Aleksandr Sütunu’yla uyum içindedir. Mimari yapıların birbirine oranı, tarzların çeşitliliğindeki ritim birliği, Saray Meydanı’nı dünyanın en zel meydanlarından biri yapmaktadır.

5. Saray Meydanı’nda bulunan Aleksandr Sütunu, 1812 yılındaki Vatan Savaşı’nda kazanılan zaferin anısına dikilen bir anıttır. 1830–1834 yılarında Mimar Ogust Monferran’ın projesine göre koyu kırmızı granitten yapılmıştır. İmparator I. Aleksandr’ın anısına anıta bu ad verilmiştir. İyiliğin kötülüğü yendiğini sembolize eden bronz melek firü, sütunu tamamlar. Bu 47,5 m. yüksekliğindeki sütun, dünyanın en uzun zafer sütunudur.

6. Kışlık saray, Rus İmparatorları’nın en başta gelen konağıdır. Devasa bina, 1754–1762 yıllarında Mimar Françesko Bartolomeo Rastrelli’nin projesine göre barok üslubunda yapılmıştır. Saray kornişinin uzunluğu 2 km. civarındadır; içinde 1000’den fazla salon, 2000 kadar pencere ve bir o kadar da kapı bulunmaktadır. Sarayın kabartmalar, yaldızlar, oymalarla süslenmiş zengin iç mekânı, pek çok kez yeniden inşa edilmiştir özellikle de 1837 yılında çıkan yangından sonra. Devrimci askerlerin ve tayfaların vandalizmi yüzünden bina içindeki mobilyalar ve süslemeler büyük zarar görmüştür. Kışlık Saray, 1922 yılında Ermitaj Müzesi’ne devredilmiştir.

7. Ermitaj, dünyanın en büyük müzelerinden biridir. Koleksiyonların büyük bir bölümü Petersburg’daki Kışlık Saray’da bulunmaktadır. Ermitaj’da, farklı çağların ve bu çağlarda yaşayan halkların sanat ve kültürünü tasvir eden 3 milyonun üstünde eser vardır. Müzenin yaklaşık 300 salonunda bulunan bölümler şunlardır: ilkel kültür, antik çağ sanatı ve kültürü, Doğu, mücevher galerisi, vb. Müzenin sanatsal zenginlikleri arasında 600 bin civarında parçadan oluşan Batı Avrupa sanatı koleksiyonu, dünyanın en iyi koleksiyonlarından biri olarak diğerlerinden ayrı bir yer tutar. 120 salonda Raffaello, Leonardo da Vinci, Michelangelo, El Greco, Velazquez, Matisse, Roden, Van Gogh, Picasso vb. ünlü sanat ustalarının eserleri sergilenmektedir.

8. İsak Katedrali, Avrupa’daki katedrallerin en iyilerindendir. 1818–1858 yılları arasında Mimar Ogust Monferran’ın projesine göre neo klasik tarzında yapılmıştır. Bu devasa yapıyı, sadece Roma’daki Aziz Petro ve Londra’daki Aziz Pavel Katedralleri boyut olarak geçmektedir. Ağır zelliği, ihtişamı ve debdebesiyle bu katedral, ziyaretçilerin aklını hayalini durdurur. Süslemelerde bakır taşı, lacivert taşı, muhtelif renklerde mermer ve 400 kg. altın kullanılmıştır.

9. Neva Caddesi, St. Petersburg’un en önemli sokağıdır. En büyük müzeler, tiyatrolar, kütüphaneler, mağazalar ve restoranlar Neva caddesi’nde ve bu caddenin yakınlarında bulunmaktadır. Pek çok yerli ve yabancı tarihçi, gezgin, yazar ve şair bu sokağı anlatan eserler vermiştir. Etrafı “Atı ehlileştirme” heykelleriyle dolu olan fıskiyenin üzerinden geçen ünlü Aniçkov Köprüsü’nün bulunduğu bölüm, Neva Caddesi’nde bulunmaktadır ve Petersburg’un görülmesi gereken en önemli yerlerinden biridir.

10. Donanama Binası, Rusya’nın Baltık Denizi’ndeki ilk tersanesidir. 1704 yılında kurulmuştur. XIX. yy.ın ilk çeyreğinde Mimar Andrey Zaharov’un projesine göre, ampir üslubunda yeniden inşa edilmiştir. Yolların binadan yayılan üç ışın şeklinde uzandığı bu yapı, Neva Nehri’nin sol kıyısındaki şehrin mimari planlama merkezi olmuştur. Cepheler, Rus Donanması’nın şanını konu alan çok sayıdaki heykelle süslenmiştir. St. Petersburg’un simgelerinden biri olan küçük gemi şeklindeki rüzgârlü,  Donanma Binası’nın altın kule külahını tamamlamaktadır. 

11. Kazan Katedrali’nin mimari yapısı, klasisizm özelliklerini taşır. 1801–1811 yılları arasında Mimar Voronihin’in projesine göre yapılmıştır. Neva caddesi’ne bakan kuzey cephesinin yanında yarım daire şeklinde sütunlar sıralanır (Roma’daki Aziz Petro Katedrali’ndeki sütunları andırırlar). 1813’de katedrale bir dönem Türkiye’de büyükelçilik yapan ve daha sonra Napoleona karşı ordu başına geşerek savaşı kazanan Feldmareşal Mihail Kutuzov defnedilmiştir. Sovyet Başkomutan Georgi Jukov’un şanı, Mihail Kutuzov’a benzetilirdi. Yeraltı mezarlığının etrafında, ganimet olarak alınan onlarca bayrak ve kalenin anahtarları vardır. Büyük Vatan Savaşı zamanında Sovyet askerleri, Kutuzov’un kabrinin yanında vatana ve Leningrad’a bağlı kalacaklarına dair ant içmiştirler.

12. Yazlık Saray, St. Petersburg’un en eski bahçesi olmakla beraber XVIII. yy.ın ilk 30–35 yılından kalma bahçe ve park sanatı eseridir. Burada I. Petro’nun Yazlık Saray’ı bulunuyordu. (nümüzde tarih müzesi oldu.) Yazlık Saray, bir zamanlar saray içi şenlikleri ve yabancı Büyükelçilerin kabul edildiği bir yer olarak kullanıldı, sonraları ise aristokratların gezdiği bir haline geldi. Mermer heykeller ve dekoratif pavyonlarla süslenmiştir. Yazlık Saray’da Ezop ve La Fontaine geleneğini sürdüren ünlü masal yazarı İvan Krılov ‘un heykeli bulunmaktadır.

13. St. Petersburg’un Yeni Hollandası, döşenen iki kanal sayesinde oluşturulan adanın tarihi adıdır. XVIII. yy.ın başlarında, “Hollanda” üslubunda yapılmış ahşap yapılara “Hollanda” denirdi. Bu yapıların adaya götürülmesinden sonra adaya “Yeni Hollanda” denilmeye başladı. XVIII. yy.ın ikinci yarısında burada Mimar Çevakinski ve Valen Delammott’un projesine göre neo klasik tarzda taştan büyük bir ambar kuruldu. Yapıların bulunduğu alana giden kanalın üstündeki kemerli giriş, Yeni Hollanda’nın görülmeye değer yerlerindendir. Adada ayrıca bir kültür ve eğlence tesisi kurulması planlanmaktadır.

14. Marinski Opera ve Bale Tiyatrosu, Rusya’nın en eski müzikal tiyatrolarından biridir. Kökleri, 1783’te perdelerini açan Bolşoy Tiyatrosu’na dayanmaktadır. 1860’dan itibaren İmparatoriçe Mariya Aleksandrovna’nın adı verilerek “Marinski” olarak anılmaya başlanmıştır. 1935–1992 yıllarında Sovyet önderlerinden Sergey Kirov’un adını taşımıştır. “Marinski” sahnelerinde daha sonraları dünya klasiği olan temsillerin prömiyerleri yapılmıştır. (Çaykovski baleleri ve Musorgski operaları).

15. Rus Müzesi, Rus plastik sanatlarından oluşan en büyük derlemelerin sergilendiği müzedir. 1898 yılında Petersburg’da açılmıştır. Rus Müzesi, 4 büyük sarayda kurulmuştur. Derlemelerin büyük kısmı, Mihaylovski Sarayı’nda sergilenmiştir. Rus Müzesi’nde yaklaşık 400 bin parça vardır. X.-XX. yy.lar arasındaki Rus plastik sanatlarına ait bütün tarzlar sergilenmiştir. XX. yy.ın 80’li yıllarının sonlarında çıkan yeni akımlar için ayrı bir bölüm yapılmıştır. Bu bölümde, sanatın geleneksel yapısı dışına çıkan yeni teknoloji ürünleri, video art, fotoğraf, photo-based vb. bulunmaktadır.

16. Aleksandr Nevski Katedrali, St. Petersburg’da bulunan Rahip Manastırı’dır ve en büyük mimari eserlerden biridir. 1240 yılındaki Meydan Savaşı’nın kahramanı olan Prens Aleksandr Nevski’nin anısına I. Petro tarafından kurulmuştur. Kutsal Teslis Katedrali’nde Prens hazretlerinin kutsal kalıntıları gömülüdür. Burada Petersburg ve Ladoga metropoliti Vladimir’in konağı ve bir dini akademi bulunmaktadır. Manastır’ın içindeki kiliselerde, tabutlarda ve mezarlarda aralarında Moskova Üniversitesi’ne adı verilen bilim adamı ve yazar Lomonosov, Başkomutan Suvorov, bestekâr Çaykovski ve yazar Dostoyevski’nin de bulunduğu pek çok önde gelen Rus vatandaşları defnedilmiştir.

17. Neva, St. Petersburg’un en büyük nehridir. Granit taşlarıyla süslü bu şık şehirli zel dilber, su baskınlarıyla pek çok kere Petersburg sakinleri üzerine korku salmıştır. Bunlardan biri Puşkin’in “Bakır Atlı” adlı eserinde tasvir edilmiştir. Neva üzerine onlarca köprü kurulmuştur ve bunların çoğu mimari eser niteliğindedir. Neva bilhassa beyaz gecelerin yaşandığı nlerde köprüler ayrılırken ve gemi kafileleri sessiz nehirde tur atmaya başlarken muhteşemdir. Ziyaretçilerin çoğu böyle bir manzara karşısında uykularını feda etmektedir.

18. Beyaz geceler, Mayıs sonu ile Haziran başı arasındaki döneme denk gelir. Akşam kızıllığıyla sabah kızıllığı kesişir ve bütün gece aydınlık geçer. Beyaz geceler, Petersburg’a has olan bir özelliktir ve şehrin simgesidir. Bu dönemde fenerler yakılmaz, Petersburg rıhtımında geleneksel halk yürüyüşleri yapılır. Aydınlık gecelerde şehir daha bir zelleşir. Turistlerin çoğu şehre bu dönemde gelmeye çalışır.

19. Üç savaş geçiren “devrim gemisi” “Aurora”, Petersburg’daki Petrograd Rıhtımı’nın yanındaki ezeli durağına koyulan bir kruvazör müzedir. 25 Ekim 1917’de Kışlık Saray’a hücumunun başladığını işaret eden, “çok önemli” bir silah sesi duyulmuştur. Kışlık saray’a yapılan hücum, silahlı Ekim isyanının en önemli olayıdır. Bu isyanın sonucunda, Rusya’da Komünist Rejim kuran Lenin’in önderliğindeki Bolşeviklere ait Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi iktidara gelmiştir.

20. Peterhof, Petersburg’un en zel saray ve park topluluklarındandır. 1714 yılından XVIII. yy.ın ikinci yarısına kadar Mimar Leblon, Braunşteyn, Miketti, Heykeltıraş Bartolomeo Rastrelli vb.nin iştirakiyle yapılmıştır. Peterhof’un fıskiyelerinin zelliği, çeşitliliği ve sayısının Versailles’i büyük ölçüde geride bırakmasına rağmen Peterhof’a genellikle “Rus Versailles’i” derler. Eşsiz mimarisiyle değişik tipte 64 fıskiyeden ve 250 kadar heykelden oluşan Büyük Çağlayan çok zeldir.

21. Petersburg’un banliyösünde bulunan Çar /Tsarskoye/ Köyü, Rus imparatorlarının XVIII.-XIX. yy.lardaki yazlık tören konağıdır. Saray ve parklarıyla ve bir dahi olan Rus şairi Aleksandr Puşkin’in 1810 yılından itibaren öğrenim gördüğü liseyle tanınır. Çar Köyü’nde Rus barok üslubundaki en zel eserlerinden bir olan Büyük Yekaterina Sarayı bulunur. Yekaterina Sarayı’nın kehribardan yapılma çalışma odasının başına gelenler çok ilginçtir. Bu odanın duvarlarını, gerçek kehribardan yapılmış resimler süsler. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bu gösterişli süslemeler, işgalciler tarafından çıkarılarak kaçırılmış, tek bir iz kalmaksızın yok olmuştur. Baştan aşağı tekrar yapılan Kehribar Oda, artık eski görünümündedir.

22. Pavlovsk, Petersburg’un banliyösünde bulunur. II. Yekaterina’nın özel bir konak inşa etmesi için oğlu İmparator I. Pavel’e hediye ettiği arazidir. Adını da Pavel’den almıştır. Pavlovsk’un mimari merkezi Büyük Saray’dır (1782–1786). Mimarı Charles Kameron olan yapı, Rus klasisizmine uygun olarak inşa edilmiştir. Muazzam büyüklükteki Pavlovsk Parkı’nda rokoko ve neo klasisizm özelliklerini kendinde toplayan pek çok zarif pavyon, kamelya ve köprü vardır. Pavlovsk, Rus keşifçilerin diyarıdır. 1909 yılında Rusya’da ilk kez keşifçi ateşi yakılmıştı. Her yıl Nisan ayının 30’unda Pavlovsk’ta yakılan ilk ateş, şenliklerle kutlanır.

23. Gatçina, Petersburg dolaylarındaki saray ve park topluluğudur. XVIII. yy.ın ikinci yarısında İmparatoriçe II. Yekaterina’nın gözdesi olan Grigori Orlov’a aitti. Hemen yanında Mimar Rinaldo’nun projesine göre bir saray yapılmıştı. Kont Orlov’un ısrarla davet ettiği Jan Jack Russo 1765’te neredeyse buraya yerleşecekti. I. Pavel, İmparator olmadan on üç yıl önce yani 1783’te Gatçina’nın sahibi olmuştur. Bu saray ve etrafı onun sayesinde askeri özelik kazanmıştır ve iddialara göre yine onun zamanında saray hüzün ve romantizmin bir arada yaşadığı bir havaya bürünerek ayrı bir özellik kazanmıştır.

24. Oranienbaum, Petersburg’un 40 km. ötesindeki bir şehirdir. Oranienbaum’un saray-park ahengi İmparator I. Petro’nun bu yeri silah arkadaşı Aleksandr Menşikov’a hediye ettiği zaman olan XVIII. yy.ın başlarında şekillenmeye başlamıştır. “Kimsesiz bahtiyar hırs düşkünü”, iç mekânının görkemiyle Peterhof’u geride bırakacak olan Büyük Saray’ı yaptırmıştır fakat sarayın ilk iç süslemeleri iyi muhafaza edilememiştir. Taç biçimindeki merkez kule bu “çok mesut Prens’in” hırslı yapısını yansıtır. XVIII. yy.ın 50-60’lı yıllarında Mimar Rinaldo’nun projesine göre buraya III. Petro’nun sarayı, Çin Sarayı ve Katalnaya Tepesi kurulmuştur. Oranienbaum, İkinci Dünya Savaşı yıllarında çok hasar görmemiştir. Bu yüzden de yeniden yapılmasına gerek kalmamıştır. Zarafeti hala “o zamanların havasını” hissettirmektedir ama uzun zamandır elden geçirilmediği için biraz bakımsız görünmektedir..